Bir Şehir, Bir Soru ve İçimde Kalan Sessizlik
Kayseri’nin sabahları hep aynı kokuyla başlıyor gibi geliyor bana; soğuk hava, uzaklardan gelen fırın kokusu ve insanların aceleci adımları. Yirmi beş yaşındayım. Günlük tutmayı bırakalı hiç olmadı aslında, sadece bazı günler kalemi daha ağır hissediyorum elimde.
O gün de öyle bir gündü.
Bir kafede oturmuş, önümde yarım kalmış kahveyle pencereden dışarı bakıyordum. İş görüşmesine çağrılmıştım. İçimde garip bir karışım vardı; umutla tedirginlik aynı bardakta karışmış gibiydi. İnsan bazen kendini anlatmak zorunda kalınca, aslında en çok sustuğunu fark ediyor.
Telefonum titredi. “Mülakatınız başlamıştır.”
Derin bir nefes aldım.
Ve içeri girdim.
“What iş your job nasıl cevap verilir?” sorusuyla başlayan o an
Masanın arkasında oturan kişi bana baktı. Klasik bir gülümseme, klasik bir ortam. Ama soru beklediğimden farklıydı. İngilizce ve Türkçenin birbirine karıştığı o tuhaf anlardan biri oldu.
“What is your job?” dedi önce. Sonra sanki benim kafamda yankılanan bir çeviriyle devam etti: “What iş your job nasıl cevap verilir?”
Bir an durdum.
Kelimeler boğazımda düğümlendi. Çünkü bu sadece bir soru değildi. Sanki bütün geçmişim, yaptığım seçimler ve yapamadıklarım tek bir cümleye sıkıştırılmıştı.
Ne olduğumu anlatmak…
Ne iş yaptığımı söylemek…
Ama ben o an hiçbir şeyin net cevabını bilmiyordum.
“Ben…” dedim, sonra sustum.
O sessizlik çok uzun sürdü.
İçimdeki dağınıklık
Aslında her şeyim dağınıktı o dönem. Bir yerde çalışmış ama devam edememiştim. Bir kursa gitmiş ama yarım bırakmıştım. İnsanlara “şu işi yapıyorum” demek yerine, “bir şeyler deniyorum” demeyi seçiyordum.
Ama bu cümleler mülakatta işe yaramıyordu.
“What iş your job nasıl cevap verilir?” sorusu kafamın içinde dönmeye devam etti. Sanki biri sürekli aynı kapıyı çalıyordu ve ben açmamak için direniyordum.
Sonra içimden bir ses yükseldi.
“Gerçeği söyle.”
Kayseri’nin sessiz sokaklarında büyüyen bir cevap
Bir anda kendimi çocukluğumda buldum. Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde, akşam ezanıyla birlikte eve koştuğum günler geldi aklıma. O zamanlar hayallerim daha gürültülüydü. Daha cesurdum. Her şeyi yapabileceğime inanırdım.
Ama büyüdükçe insanın sesi değil, korkusu çoğalıyor.
Mülakattaki adam hâlâ bana bakıyordu.
Ben de konuşmaya başladım.
“Şu an sabit bir işim yok,” dedim. Sesim titriyordu ama devam ettim. “Ama öğrenmeye çalışıyorum. Kendimi bir yere ait hissetmeye çalışıyorum.”
O an içimde bir şey kırılmadı. Tam tersine, hafifledim.
Çünkü ilk defa saklamıyordum.
Beklenmeyen bir bakış
Karşımdaki kişi not aldı. Bir şey söylemedi hemen. O an saniyeler uzadı, dakikaya dönüştü.
Sonra başını kaldırdı.
“Bunu söylemen bile önemli,” dedi.
İşte o cümle, günümün yönünü değiştirdi.
What iş your job nasıl cevap verilir? sorusu hâlâ zihnimdeydi ama artık farklı bir anlam kazanmıştı. Belki de cevap, bir meslek tanımı değil; bir hikâyeyi dürüstçe anlatabilmekti.
Çıkışta gelen boşluk hissi
Bina dışına çıktığımda hava daha soğuktu. Ellerimi cebime soktum ama içimdeki boşluğu doldurmadı.
Başarılı mıydım, başarısız mıydım bilmiyordum.
Sadece yürüdüm.
Bir süre hiçbir yere ait hissetmedim. Kayseri’nin kalabalığı içinden geçerken herkes bir yere yetişiyordu. Ben ise sadece düşünüyordum.
“Ben ne cevap verdim?”
“Daha iyi bir şey söyleyebilir miydim?”
Ama sonra durdum.
Belki de ilk kez doğru şeyi söylemiştim.
Gecenin Sessizliğinde Kendimle Yüzleşme
O gece evde ışığı kapattım. Günlüğümü açtım. Sayfalar arasında kaybolmuş cümleler vardı; yarım kalmış planlar, ertelenmiş kararlar…
Kalemi elime aldım.
Ve yazdım:
“Bugün bir soruya tam olarak cevap veremedim ama kendime biraz yaklaştım.”
What iş your job nasıl cevap verilir? sorusu yine aklıma geldi.
Bu kez cevap aramıyordum.
Sadece dinliyordum.
İçimdeki sesi.
Hayal kırıklığı ve küçük bir umut
İtiraf etmeliyim, o günün içinde hayal kırıklığı vardı. Net bir başarı hissi yoktu. İnsan bazen net sonuçlar görmek ister; imza, kabul, onay…
Ama hayat her zaman o kadar düzenli değil.
Benim için o günün en büyük kazanımı, kendimi saklamamaktı.
Ve bu küçük gibi görünen şey, aslında en büyük adımdı.
Çünkü insan bazen kendini anlatabildiği anda değişmeye başlar.
Kendime söylediğim son cümle
Yatmadan önce pencereden dışarı baktım. Kayseri gecesi sessizdi. Uzakta bir ışık yanıp sönüyordu.
Kendi kendime fısıldadım:
“Bir gün bu soruya daha net cevap vereceğim. Ama bugün, olduğum gibiyim.”
Ve o an içimde garip bir huzur vardı.
Ne tam mutluluk, ne tam huzursuzluk…
Sadece devam etme isteği.
Daha Fazlası İçin: İskonto oranı yüzde nasıl hesaplanır ?