Bir Şehir, Bir Soru ve İçimde Kalan Sessizlik Kayseri’nin sabahları hep aynı kokuyla başlıyor gibi geliyor bana; soğuk hava, uzaklardan gelen fırın kokusu ve insanların aceleci adımları. Yirmi beş yaşındayım. Günlük tutmayı bırakalı hiç olmadı aslında, sadece bazı günler kalemi daha ağır hissediyorum elimde. O gün de öyle bir gündü. Bir kafede oturmuş, önümde yarım kalmış kahveyle pencereden dışarı bakıyordum. İş görüşmesine çağrılmıştım. İçimde garip bir karışım vardı; umutla tedirginlik aynı bardakta karışmış gibiydi. İnsan bazen kendini anlatmak zorunda kalınca, aslında en çok sustuğunu fark ediyor. Telefonum titredi. “Mülakatınız başlamıştır.” Derin bir nefes aldım. Ve içeri girdim. “What iş your…
Yorum Bırak