Arabada Gösterge: Hız mı, Sürat mi?
Kayseri’nin dar sokaklarında, arabamın direksiyonunu sıkı sıkı tutarken, zihnimin içinde bir soru dönüp duruyordu: “Gösterge hız mı, yoksa sürat mi?” Bir tarafım bunun anlamını çok iyi biliyordu, diğer tarafım ise sadece bir an için, hızla geçen zamanın ve anın içerisinde kaybolmak istiyordu. İşte tam o an, arabamın önündeki hız göstergesini gördüm, ve bir soru daha belirdi kafamda. Peki ya hız, gerçekten nereye götürür?
Bir Sabah, Bir Karar
Saat sabahın dokuzuydu, Kayseri’nin o alışılmadık soğuk sabahlarından biriydi. Arabamı çalıştırırken, soğuk hava camları buğulandırmıştı. Hızla gideceğim bir yol vardı ama ruhum, bir an için bile olsa, durup düşündü. Yine de sürmem gerektiğini biliyordum. Yavaşlamanın, durmanın bir anlamı yoktu; çünkü bazen hayat, tıpkı arabada göstergeyi izlemek gibi, hızla ilerlemeye zorlar insanı.
Bütün bunları düşünürken, direksiyonun başında, gözlerim hız göstergesine kaydı. Yavaşça gözlerim ilerledikçe, 40 km/h işareti kayboldu, 60’a ulaştım. Sonra, sanki içimdeki bir şey hızla bir yerlere gitmemi istiyordu. Gözlerim, hız göstergesinin işaret ettiği rakamları izledikçe, kalbim de hızla çarpmaya başladı.
Yolun İki Yüzü: Heyecan ve Korku
Bir taraftan, hızla gitmenin heyecanı vücudumu sarhoş etmişken, bir taraftan da ne olursa olsun durmam gerektiğini hissediyordum. Her saniye biraz daha hızlanmak, biraz daha zorlayarak gitmek, kendimi kaybetmek gibi geliyordu. Ama ne garip, hiç bitmeyen bu yolun sonunda bir son olduğunu biliyordum. Yani gösterge sadece hızımı değil, aynı zamanda kaybolan her anımı da gösteriyordu. Sürat mi, hız mı? Bazen birinin diğeri kadar önemli olduğu bile fark edilmeden, yolun sonu geldiğinde ne olduğunu sorgulamaktan başka bir şey kalmıyordu.
Hızla ilerlerken içimdeki kararsızlık daha da büyüdü. Hız yapmak, bir tür kaçıştı belki de. Kayseri’nin dar sokakları, uzun yollar, birbirine karışan hayatlar… Hepsi gözlerimin önünde birer hız gösterge gibi geçiyordu. Her köşe, her viraj, her an bir sonraki adımı görmek için sabırsızca hızla geçiyordu. Ama işte, sorum hala oradaydı: hız mı? sürat mi?
Bir Anlık Duraklama: Duyguların Yansıması
Yolda, bir ışıkta durdum. Gösterge hızımın 90’lara geldiğini fark ettim. O anı hatırlıyorum; gözlerim önümdeki ışıkla, önümdeki gösterge arasında gidip geliyordu. Sadece bir an durmak, belki de bu hızın içinde kaybolmuş olmanın anlamını görmek istiyordum. Işık kırmızıya döndü, o an duraksadım. Gözlerim göstergeye kayarken, hızın gerçek anlamını düşündüm.
Bazen insanlar hayatlarını hızla yaşar. Gösterge hızındaki gibi. Ama bir zaman sonra fark edersiniz ki, hızın içinde kaybolan her şeyin anlamı başka bir şeydir. Belki de hızla gitmek, sadece zamanı kaybetmek demektir.
Bir yanda hızın verdiği keyif, bir yanda da zamanın ne kadar kıymetli olduğunun farkına varmak arasında gidip geldim. Sonra, o an için yavaşlamak gerektiğini fark ettim. Belki de hız sadece bir göstergeydi, gerçek hız ise nasıl hissettiğimdeydi. Gösterge hız mı, sürat mi? İçsel bir duraklamayla bu soruya cevabımı buldum.
Sonunda Ne Oldu?
Yavaşça yola devam ettim. Artık göstergeyi izlemek yerine, çevremdeki her şeye bakarak, gözlerimle yavaşlayarak ilerledim. Araba yavaşladı ama kalbim hızlı atıyordu. Hızın anlamı değişmişti. Yolda bir köşe vardı, önümde bir tabela. Hayat, bir göstergeye bakmaktan çok daha fazlasıydı. Bazen hız yapmanın gerekmediğini, bazen anın tadını çıkarmanın önemini öğrenmek gerek.
O gün, Kayseri’nin dar sokaklarında hızla ilerlerken, gösterge bana sadece hızın değil, yolculuğun da bir anlamı olduğunu hatırlattı. Gerçek hız, hangi yolda olduğuna değil, o yolda neler hissettiğine bağlıydı.
Arabadaki gösterge, hız mı sürat mi sorusunu yanıtsız bırakırken, hayat da bana hızla geçen zamanın bazen yavaşlamayı gerektirdiğini öğretiyordu. Bunu unutma, diyorum kendime, göstergeye bakmadan yaşa.